17 Şub 2014

Yasak Müzik Vol.15 - Indie Folk



Indie Folk by Burak Ercan on Grooveshark

1. Audrey - We Thought We Were Ghosts But We Are Feathers
2. Beirut - A Candle's Fire
3. Brazzaville - Taksim
4. Daughter - Landfill
5. Fleet Foxes - Mykonos
6. Iron & Wine - Flightless Bird, American Mouth
7. Jens Lekman - Waiting For Kirsten
8. Kirsten And Marie - My Dear
9. Merriment - I Give Up
10. Mojave 3 - Always Right
11. Neil Halstead - Witless Or Wise
12. Rachel Goswell - Hope
13. The Microphones - I Want Wind To Blow
14. The Paper Kites - St Clarity
15. Yoriyos - Endoscopises

Mediafire

16 Şub 2014

Yasak Müzik Vol.14 - Electronic / Trip-Hop




















Electronic - Trip-Hop by Burak Ercan on Grooveshark

1. Hooverphonic - 2Wicky
2. Keep Shelly In Athens - Cremona Memories
3. Portishead - Elysium
4. Purity Ring - Fineshrine
5. Marie Fisker - Ghost of Love
6. Parov Stelar - Hurt
7. Erica Jennings - It's A Lovely Day
8. Bonobo - Kong
9. Koop - Koop Islands Blues
10. Thievery Corporation - Lebanese Blonde
11. Mazzy Star - Mary Of Silence
12. Elizabeth Fraser - Moses
13. Emancipator - Nevergreen
14. Think Twice - Groove Armada
15. Elsiane - Vaporous

Mediafire

23 Ağu 2013

Bir Indie Grubundan Çok Daha Fazlası: The Radio Dept.

The Radio Dept. by Burak Ercan on Grooveshark
The Radio Dept. Indie rock türünün belki de en iyi grubudur. Şarkılarındaki vokaller, gitarlar, klavyeler ve tüm bunların harmonisi insanı alıp götürüyor hayaller dünyasına. Zaten şarkı dediğin insana ya hayal kurdurmalı ya da sigara yaktırmalı (rakı ve çay içiren şarkılar da var ama onlar konumuz değil). Ben The Radio Dept.'i 1 Mayıs 2013'te Salon İKSV'de canlı dinlerken adeta kendimden geçmiştim. Her bir şarkısı ayrı bir dünyaya götürüyor insanı. Hüzün, aşk, heyecan, ritim hepsi bir arada. Ve sen o taa derinlerden, bir milyar ışık yılı öteden gelen vokal sesini kulağında duyarken kalbine yağmurlar yağıyor, farkında değilsin.

Lesser Matters albümünden başlayalım anlatmaya. Hoş, siz yine beni değil, şarkıları dinleyin. Strange Things Will Happen parçasında Elin Almered'in o yağmur sesi "bu kadın neden diğer parçaları da seslendirmiyor?" sorusunu akla getirir. Sözü açılmışken, Elin Almered Salon İKSV'de sahneye feminist dayanışma sembollü bir t-shirt'le çıkmıştı. 1 Mayıs'a göz kırptı belki de. Elin'i bilmem ama Johan Duncanson "Good Cop, Gay Cop" parçasını çalarak o günkü polis şiddetine değindi. Zaten salonda kopan alkış grubu daha da şevklendirmiş olmalı ki, playlist bitmesine rağmen birkaç şarkı daha çalıp öyle gittiler/gitmek istemediler/gidemediler. Tekrar geleceklerine eminim. Bir daha gelseler bir daha gideceğim. Çünkü o canım parça Memory Loss'u çalmadılar, Strange Things Will Happen'ı çalmadılar, Against the Tide'ı çalmadılar.

Heaven's On Fire, David, Never Follow Suit, Pet Grief en bilindik şarkıları. Ama bir parça vardı ki o çalarken adeta farklı bir boyuttaydık: A Token Of Gratitude. Bunu anlatmayacağım, dinleyin, hissedin.

Hep şarkılardan ve konserden bahsettik. The Radio Department'ı hiç anlatmadık. Kim bu güzide grup? Nerede, ne zaman, nasıl kuruldu?

1995 yılında İsveç'te Martin Larsson ve Johan Duncanson albüm çıkarmaya yetecek kadar para toplamak için Norveç'te balık temizleme işinde çalışmaya giderler. Akşamları iş çıkışında Norveçli bir grup aralıklı olarak yevmiyelerini almak için ikiliyi tartaklarlar. İki kez haftalıklarını kaptırdıktan sonra balık fabrikası yakınlarında bir saklanma yeri keşfederler ve parayı burada saklamaya başlarlar. Eski, terk edilmiş bu bina İkinci Dünya Savaşı'nda Norveçli direnişçilerin korsan radyo kurdukları bir üstür ve İsveç'e döndüklerinde emeğe saygı, direnişçilere hürmet adına grubun ismini Radio Department koymaya karar verirler. Ardından 2003 yılında Lesser Matters adlı bir albüm yaparlar ki, piyasadaki tüm indie gruplarını altüst eder, "indie öyle yapılmaz, böyle yapılır" der. Gerçekten de indie artık piyasa müziği haline gelmiştir. Oysa indie'nin ne olduğunu bilsek nasıl bir paradoksun içinde olduğumuzu anlayacağız. Indie kelimesi independent kelimesinin kısaltılmışıdır. Independent ise bağımsız veya özgür anlamına gelmektedir. Indie janrını icra eden gruplar hiçbir plak şirketine bağlı kalmadan, tamamen kendi imkanlarıyla albüm çıkartıp çoğaltırlar. Ama maalesef indie bir karşı-duruştan ziyade bir zevk, giyim kuşam, eğlence meselesine dönmüştür. İşte tüm bu yozlaşmaların karşısında The Radio Dept. dimdik ayakta durmaktadır. Her gün bir ritüel olarak kendilerini dinlemeyi kendime görev bilmişim.

İşte The Radio Department'ın hikâyesi budur. Tekrar söylüyorum; beni değil, onları dinleyin. Dünyada gerçekten güzel müzikler icra eden gruplar var. Ölmeden dinleyin bunları. Yaşanacak başka bir dünya yok.

Fakap - 12/12

Fakap by Burak Ercan on Grooveshark
1. Only Subs
2. Nirky
3. Dub
4. Sun Not

Mediafire
Hotfile

Sakin - Hayat (2008)


Sakin by Burak Ercan on Grooveshark
1. Kor Bir Ay
2. İkarus Başarsa
3. Laleler Beyaz
4. Bir Ses
5. Edepsiz Komedya
6. Bu Defa
7. Denek Hayatım
8. Yağmur Güncesi
9. Kırmızı Oda
10. Dönsün
11. Sentetik Sezar

Mediafire
Hotfile

"Denek Hayatım"ız

















22 Temmuz 2004 - İstanbul'dan Ankara'ya hareket eden hızlandırılmış trenin altyapı yetersizliği nedeniyle raydan çıkması sonucu Pamukova'da meydana gelen kazada 41 kişi yaşamını yitirmiş, 81 kişi yaralanmıştı. 10 Mayıs 2002'de İngiltere'nin Potters Bar kasabasında bir trenin dört vagonu raydan çıktı ve yedi kişi öldü. Trenin üzerinden geçtiği köprünün hatalı inşa edildiği ortaya çıkınca ulaştırma bakanı istifa etti. Pamukova kazasının ardından bırakın sorumlulardan birinin istifa etmesini, sekizde dört kusurlu bulunan iki makinist görevine geri döndü. Kazalar hız kesmeden devam ediyor, en son 27 Ocak 2008 tarihinde Kütahya'da meydana gelen kazada 9 kişi yaşamını yitirdi.

Karşı cins için onca gerekli gereksiz şarkı yazılırken, Sakin, bu üzücü olay hakkında dört dörtlük bir şarkı yapmıştır.




"Ben sana söyledim hepten ölürüm ben
İnan dönüşü yok bu hız seferi.
Bak bu tren devrilir,
Bağırır bu raylar o sahte o kart düzene"

22 Ağu 2013

Paranormal ve Kaotik Rüyalarım


If Only The Seas Were Merciful by Hypomanie on Grooveshark

Rüya, uykunun REM bölümünde 5-30 dakikalık bir sürede görülür. Bu zaman diliminde uyku hafif olmasına karşın kişiyi uyandırmak güçtür. Rüyalar ise gündelik yaşamdan alınan öğrenmenin etkisiyle bilincin de kapanmasıyla görülen normal veya anormal olaylardır.

Kuru ve terimsel ifadelerle uyku-rüya ilişkisinin özeti budur. Fakat...

Siz hiç aynı rüyaları yıllarca hiçbir farklılık olmadan gördünüz mü?

İşte benim yıllarca gördüğüm o psikonevrotik ve narkolepsik rüyalarım:

-Yalnız başıma bir köye gidiyorum. Gündüz vakti ve loş bir hava var. Köy terkedilmiş ve harabe. Sadece gökte uçan leş yiyicileri görebiliyordum uzaktan. O kadar çoklardı ki, kara bulutların arkasına gizlenen güneşin az da olsa saçtığı ışığı bile karartıyorlardı. Köy lanetlenmişti sanki. Ağaçlarda bir tek yaprak yok, otlar kurumuş, böcekler ölmüş, patika yolu kana bulanmış. Bir tek insan bile yoktu. Biraz daha ilerleyince ağaçlarda bacaklarından ve boyunlarından asılmış hayvan cesetleri görüyordum. Yerlerde karınları deşilmiş, kafaları ve bacakları kesilmiş inek ve keçi cesetleri ve o cesetleri yiyen cılız fakat vahşi köpekler... Köpekler siyahtı ve gözleri kızıldı. Keçinin etini keskin dişleriyle koparırken beni fark etmiyorlardı. Biraz ileride kerpiç evler vardı. Fakat yıkılmıştı ve kurumuş otlarla çepeçevre sarılmıştı. Kanın bile rengi değişmişti, kapkara olmuştu. Köy, salgın bir hastalığa yakalandığı için karantinaya alınmış bir köydü sanki. Ya da nükleer saldırıya uğramış bir olağanüstü hal bölgesi... Ahşap, iki katlı bir ev vardı biraz ileride. Ve bir de tepe vardı hemen karşımda. Ve o tepeden bana doğru koşan leş yiyici köpekler... Korkuyordum, çünkü beni yakaladıklarında canlı canlı yiyeceklerdi. Hızla ahşap eve doğru koştum. İçerisi kapkaranlık ve her yer örümcek ağlarıyla örülmüş. Bir dolaba girdim, kapısını kapattım ve küçük bir delikten dışarıda beni arayan köpekleri seyrettim bir süre. Ve sonra uyandım. Bu rüyayı 5 yıldır sürekli görüyorum.

-Eskiden oturduğumuz apartmanın sürekli çatısına çıkar uçurtma uçurur, zengin olduğu için sevmediğim komşuların camlarına ve arabalarına taş atardım. Bazen alırdım kitabımı elime hava kararıncaya kadar kitap okurdum. Ya da öylece oturur etrafo izlerdim. Üstü açık hapishanelerde mahkum yaşayan fare gibi hissederdim kendimi. Her yer betondu. Ve iki tane de gökdelen vardı binlerce kilometre ötelerden bile görünen. Bir gün kulelerin önüne geldim ve o gökdelenlerin artık nükleer santral tesisi olduğunu ve en kısa zamanda füze denemesi yapacağını yazan bir bildiri okudum. Buna rağmen hayat hiçbir şey yokmuş gibi devam etmekteydi. Ben ise her zaman olduğu gibi o akşam yine çatıya çıkmıştım. Fakat o akşam her şey çok farklıydı. Ne betonların arkasına saklanıp batacak güneş, ne de gece yeryüzünü aydınlatacak bir ay yoktu.Gökyüzü kızıla bürünmüş, parçalı bulutlar ise karaya. Ölüm kokan bir sessizlik vardı şehrin üzerinde. Kötü şeyler olacak diye bağıran kargalar uçuşmaya başladı birden. Derken nerden geldiğini göremediğim bir jet hızla 200 metre ilerideki cadde kenarındaki apartmanı bombaladı ve inanılmaz bir patlamayla şehir aydınladı bir an. Daha sonra kulelerin olduğu yerden büyük bir gürültüyle gökyüzüne bir füze fırlatıldı. Üzerinde durduğum apartman yıkılacak gibiydi. Uçaklar ve helikopterler gözdağı verir gibi alçak uçuş yapıyordu. Bomba bırakan jetler gelmeye devam etti. Hiç bitmedi onların gelişi. Onlar geldikçe şehir yıkıldı, şehir yıkıldıkça onlar geldi. Ve bir anda tam tepemde bir şeyin hızla üzerime doğru geldiğini görüyordum. İnanılmaz bir gürültü ve korkunç bir görüntü vardı. Galiba kıyamet günü o gündü. Kaçış olmayacağını biliyordum o gelen şeyden. Bana doğru gelen şeyin neye benzediğini bilmiyordum ama o şeyin ölümden başka bir şey olmadığına adım gibi emindim. Hızla apartmanın merdivenlerinden aşağı doğru iniyordum fakat o an anladım ki üzerime gelen şey az önce fırlatılan füzeydi. Her şey buhar oldu. Hiçbir şey kalmadı ayakta. O üstü açık hapishane olarak nitelendirdiğim fare kapanı olan bir beton yığınından başka bir şey olmayan şehrin yerine yerle bir olmuş uçsuz bucaksız bir çöl vardı artık. Ve elbette uyanınca korkudan kendine gelemeyen bir ben...

Peki siz, sizin hiç hayali şehirleriniz oldu mu? Benim çok oldu. Gökdelenler, yüksek binalar, uçsuz bucaksız otobanlar, köprüler, metrolar, sahiller filan. En garibi ise ben uçuyordum. Kanatlarım yoktu ama iyi uçuyordum. Bütün şehri geziyor ve tekrar başa dönüp yine geziyordum. Bazen uçmayı bırakıp araba kullanıyordum. Ağaçlarla çevrilmiş otobanda tek başıma hız yapıyordum. Bazen caddelerde yürüyor, bazen de olur olmadık yerlerde denize dalıp yüzüyordum. Araba kullanırken otobanda hızla bariyerlere çarpıyor yoldan çıkıyor ve uçurumdan aşağı hızla düşüp ölüyordum. İlk ölümüm böyle oluyordu. Sonra denizde yüzerken bir anda su beni içine çekiyor ve ben tıpkı bataklıkta çırpındıkça dibe batar gibi batıyordum. Bazen de dev bir yaratığın öğle yemeği oluyordum. Yani her iki ihtimalle de ölüyordum. Caddede yürürken ise bir katilin hedefi oluyordum. Çok hızlı koşan ben o anda hiç koşamıyordum. Sanki ayaklarım bağlanmış gibiydi. Ara sokaklara giriyordum. Karanlık ve ucube yollardan geçiyordum. Katile yakalanmıyordum ama tıpkı bir labirentte kaybolmuş bir fare gibi nereye gitsem aynı yola çıkıyor veya yollar kapanıyordu. Sokaklarda yüzleri olmayan garip insanlar görüyordum her bir köşe başında.

Ve elbette uçarken en kötü ölümümü görüyordum. Bir anda uçamadığımın farkına varıyor ve hızla yere çakılıyordum. Düşerken hissettiğim tek şey ise biraz sonra paramparça olacağımdı. Soluğum kesiliyor, çok küçük gördüğüm şeyler hızla büyüyordu. Yukarıdan karınca gibi gördüğüm her şey dev gibi oluyor ben ise az sonra parçalara ayrılacak ve o karıncalar kadar küçülecektim. Son gördüğüm şey ise sadece kapkaranlık bir boşluktu. Galiba ölmüştüm. Bir anda ve hiçbir acı hissetmeden. Çünkü acı hissedecek kadar bile yaşamıyordum. Sadece ölmeden önce biraz korku vardı ama o da birkaç saniyelik bir korkuydu. Ölmeden ölümü yaşamak garip de olsa güzel bir şey...

16 Ağu 2013

Françoise Hardy - (1962-1968) Compilation Vol.1 (1998)


Françoise Hardy by Burak Ercan on Grooveshark
1. Tous Les Garçons Et Les Filles
2. J' Suis D'Accord
3. Le Premier Bonheur Du Jour
4. Le Temps De L'Amour
5. Mon Amie La Rose
6. Et Même
7. Ce Petit Coeur
8. L'Amitié
9. La Maison Où J'Ai Grandi
10. Comme
11. Je Ne Suis Là Pour Personne
12. Rendez-Vous D'Automne
13. Voilà
14. Viens Là
15. Ma Jeunesse Fout Le Camp
16. Des Ronds Dans L'Eau
17. Comment Te Dire Adieu?
18. Il N'Y A Pay D'Amour Heureux

Mediafire
Hotfile

11 Ağu 2013

The Radio Dept. - Clinging To A Scheme (2010)


The Radio Dept. - Clinging to a Scheme by Burak Ercan on Grooveshark
1. Domestic Scene
2. Heaven's On Fire
3. This Time Around
4. Never Follow Suit
5. A Token Of Gratitude
6. The Video Dept.
7. Memory Loss
8. David
9. Four Months In The Shade
10. You Stopped Making Sense

Mediafire
Hotfile

10 Ağu 2013

Les Discrets - Septembre Et Ses Dernières Pensées (2010)

Les Discrets - Septembre Et Ses Dernières Pensées by Burak Ercan on Grooveshark
1. L'envol Des Corbeaux
2. L'échappée
3. Les Feuilles De L'olivier
4. Song For Mountains
5. Sur Les Quais
6. Effet De Nuit
7. Septembre Et Ses Dernières Pensées
8. Chanson D'automne
9. Svipdagr & Freyja
10. Une Matinée D'hiver

Mediafire
Hotfile